KELEBEK İZLERİ - Merve Nur Demirtaş

Merhabalar! Keyifleriniz nasıl? Ben çok fazla yorgunum ama sınavlarımın bitmesinin verdiği mutluluk da var üzerimde. İlk fırsatta yorumlarını girmem gerekene kitaplardan birini de şu an elimde tutuyorum. 5 Nisan'da biten kitabı anca şimdi yorumlayabilmek üzüyor tabii ki.


''Çürümek gibi bu. İçten içe ve yavaş yavaş.'' 


Kelebek İzleri… Neredeyse Wattpad’deki ilk bölümünden beri takip ediyordum. Kitaplaşma sürecinde bizzat bulunmam da, yazarıyla aramızdaki ilişkiden kaynaklanıyordu. Ancak yorumu gayet objektif yapmak istiyorum. En son kısımda bu tutumumu bir kanara bırakacağım elbette ama olması gereken bence bu.

‘’Herkese, hatta her şeye karşı inadına yaşamaktı çocukluk. Değerini sonra anladım.’’


En kısa şekilde kitabın konusundan bahsedeceğim. Kitabın baş karakteri Elif, 8 yaşlarındayken ailesiyle birlikte başka bir ülkeye yerleşiyor. Geride bıraktığı tek bir arkadaşı, çocuk kalbinin farklı şekilde bağlı olduğu biri var, Enes. Ailesinde o kadar çok karmaşa var ki, kendisi bile bunları zamanla öğreniyor. 10 sene sonra Türkiye'ye geri döndüğünde ise karşılaştığı tablo beklediği gibi değil. Hiçbir şey aynı değil. Bununla başa çıkmaya çalışırken üst üste darbeler alıyor. Elinden tutup yardım eden birileri hep var ama hayat pek de kolay değil. Sürekli mücadele etmek zorunda kalıyor.

Söyleyeceklerim ne kadar spoiler'a giriyor bilmiyorum ancak içimde tutamam. İmzalı ayracımın üzerinde bile Eles yazıyor. Elif ve Enes. En başından beri benim tuttuğum taraf belliyken bu kitapta aşırı üzülmem normal değilse ne? Neyse, sırayla gideceğim.

''Ruhum üşüyordu. Kaçmak istiyordu benden, huzursuzdu. Son nefesime kadar gidemeyeceğini anlaması zaman alıyordu. Bir gün başaracaktı. Bir gün soğuğu itecek ve ısınacaktı. O gün, daha çok üşüyeceğim gündü.'' 

Elif'i ben seviyorum. Kitap boyunca ağladığı sahneler çok fazla olsa da ona güçsüz bir karakter diyemem. Elif... Bilemiyorum. Kendisine kızdığım oldu fakat bu çoğunlukla beni ikilemde bıraktığındandı.

Enes. Gerçek anlamda kendisine sinir olabilirsiniz. Özellikle en başlarda. Olaylara onun açısından bakarsanız kızmakta haklı olmadığınızı da anlayabilirsiniz belki ama işte! Olayları Elif'in ağzından dinlerken Enes'i gidip sarsma isteğim çok fazlaydı. Ama bir düşündüm. Ciddi anlamda düşündüm. 10 sene önce gitmiş biri var. Öylece, habersiz. Çocuk kalbini kıran bir gidiş bu. Geriye kalanları hep tek başına yaşamış, büyüyüp kendine bir hayat kurmuş. Arkadaşları, okulu, nişanlısı. Ve birden hayatına o 10 sene önceki kız giriyor. Tekrar geliyor. Her şeyi silip atabilir misiniz? Onu çocukluktan kalan bir hatıra olarak görmek daha kolay gelmez mi? Bence olay tam olarak da bu. Enes'e olan kızgınlığım tam olarak bu düşüncelerimle bitti.

''Seni sevmiyormuş gibi yapmak, bu hayatta yaptığım en zor şeydi. Ama ben sevdim. Ve içim sökülürcesine sevmeye devam ettim.''

Ah, bir de Deniz var. Üniversitede danışman öğretmen. Elif'in kağıda yazdığı bir yazıyla daha ilk günden dikkatini ona yöneltiyor. Garip bir kız çünkü, belli ki yaşadığı acılar var. Ve evet, Deniz yardımcı olmaya hazır. Ben Deniz'i de seviyorum. Hayatımızda öyle birine ihtiyaç var bence. Tabii... İlerleyen zamanlarda işlerin boyutu değişiyor. Birbirlerinin çok zor zamanlarını yan yana geçirince, tanımaya başlayınca ortaya farklı şeyler çıkıyor. Bu beklenmedik değil. Tahmin edilemez değil. Ama Deniz'in duyguları çok güzel, çok özel. Verdiği değer elle tutulabilir somut bir şey gibi. En son sahnelerde Deniz'i daha çok görmeyi dilerdim. 


Olay üçü arasında dönmüyor. Çünkü Elif'in ailesinin temeli çok zayıf ve sürekli sallantıda. Aile bağları arasındaki o karmaşıklık sizi şaşırtacaktır, ben şahsen oldukça şaşırdım. Babası ve Elif arasındaki ilişki göz dolduracak cinsten. O kadar sevgiye dayalı ve şefkatli bir ilişkileri var ki! Annesi ise tam tersi. Açıkçası kendisini son bölümde bile sevdiğimi düşünmüyorum. Hayatında yaşamış olduğu şeyler değil, kızına olan davranışları beni ilgilendiriyordu ve bu konuda sınıfta kaldı. Gayet açık ve net. Fakat dediğim gibi, karmaşık bir aileleri var.

''Ben yıllardır tanıdığım ya da tanıdığımı düşündüğüm insanların kişiliği arasında sıkışıp kaybolurken, yeni bir şehirde kaybolmak o kadar da korkunç olmasa gerekti.''

Öhöm. Bilen var mı bilmiyorum ancak ben mutsuz sonlu kitap okumam. Satış rekorları kırsa da, defalarca listeye girse de ilgimi dahi çekmez. Neden sorusuna benim de bir cevabım yok, sadece okuduktan sonra toparlanamıyorum, o kadar. Hatta alışverişe çıktığımda kitabın önce sonunu okur, öyle alırım. Kelebek İzleri benim için istisnaydı. Uzun bir süre de öyle kalacak kesinlikle. Ya! Ağlamaktan içim dışıma çıktı diyebilirim. Koltukta kıvrıldım, elimde kitap, hıçkırıyorum. Bulanık gördüğüm için kitabı bırakmak zorunda kaldığım bile oldu. Bu sizler için büyük bir spoiler, farkındayım. Ama mutlu son değil. Şöyle bir şey ki, tam taşlar yerine oturuyor, mutluluktan ve duygu yoğunluğundan gözleriniz doluyor ve hoop! Bir an neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. 19. bölümde, Elif'in günlük yazısında mutluluk gözyaşları döküyorken iki sayfa sonra her şey tepetaklak oluyor. Bir ara idrak etmekte zorlandım. Yazarına sesleniyorum, bu adil değildi!

"Burası soğuk, gece daha soğuk olacak. Bunu bilmiyor muydun, niye gittin ki sen?"

Kurgu, benim açımdan eğer son sahneleri saymazsak, gayet güzeldi. Altının daha da doldurulmasını gerektiğini düşündüğüm konular yok değildi ama bu göze fazla batmıyor. Çoğunluk için oldukça güzel, farklı ve akla kazınan sahneleri ben silip atmak istiyorum ama üzerimdeki etkisini inkar edemem. Gayet de içimde bir yerlere dokundu. Duygu iniş çıkışları olan bir kitap fakat genel olarak hüzünlü bir havada. Altını çizdiğim, post-it yapıştırdığım çok fazla yer var. Yorumda verdiğim alıntılar bunların sadece birkaçı.

''İnsan buydu çünkü. Bazen hep, bazen hiç. Ama en fazla eksik... Hiç yaşamadıklarımıza değil, eksik yaşadıklarımıza ihtiyaç duyardık.''

Şu anki eleştirim yayınevine, umarım onlara bir şekilde ulaşabilir. Merve'nin ilk basılı kitabı Kelebek İzleri. Eksiklerini görmek elbette mümkün ve yok değil de. Bunu o da farkında ve kendisini geliştiriyor, bunu görüyorum. Şahsen bu benim için mutlu edici ve gurur verici bir şey. Ama bunları bir kenara bırakırsak, kitap editör çalışması olmadan basıldı ve bu o kadar belli ki. Bir yayınevinde, bir kitap asla editörsüz çıkmamalı. Açıkçası ben çok şaşırdım. Kitaptaki eksikliklerin, yazım ve imla hatalarının, bazı kusurların en büyük sebebi bu. Eğer editörünüz varsa lütfen işini doğru yapsın ya da bünyenize iyi bir editör alın. Şahsen bunun yazara haksızlık olduğunu düşünüyorum. Bu durumdan ben bile oldukça rahatsızım.

''Konuşmak istiyorum. Aynı zamanda susmak... Ağlamak istiyorum rahatlamak için. Kendimi gülümserken buluyorum sonra.'' 

Son olarak, kitabın en arkasında, teşekkür kısmında ismimi görmek benim için ayrı bir mutluluk, çok farklı bir his. Kelebek İzleri'ni bir bebek olarak düşünüyorum. Ve elimde, elimizde büyüdü. Daha yolun en başındayken bile basılması, kitap olması gibi hayallerimiz vardı. Merve'ye bu hep imkansız gibi gelse ve bana 'hayalperestlik' yaptığımı söylese de, işte, şu an elimizde. Bilemiyorum, kitabı elime ilk aldığım anda hissettiklerim çok güzeldi. Umarım kendisini daha da geliştirdiği, başarılarının arttığı uzun bir yol onu bekliyordur. Daha nice kitaplara şahit olmayı diliyorum.

Umarım sevdiğiniz bir yorum olmuştur. Bir sonraki yorumumu da elimden geldiğince hızlı girmeye çalışacağım. Mutlu bir gün dilerim, kendinize iyi bakın!

3 yorum:

  1. Ve yürek burkan, satırları "İyi ki"lerle dolu bir yorum.

    YanıtlaSil
  2. Çok güzeldi...Ama sonu bence de hiç adil değildi :-(

    YanıtlaSil