HİÇLİĞİN KIYISINDA – J.A. Redmerski

Merhabalar! Keyifleriniz nasıl?

Bu kitabın yorumunu da girip düzenime geri dönmem gerekiyor, umarım seveceğiniz bir yorum olmuştur. *-*



Öncelikle Hiçliğin Kıyısındaokumayı aylarca ertelediğim, fırsatım olduğu halde almadığım bir kitaptı ve Ephesus’un çekilişinden çıkmasa yine bir süre almazdım sanırım. Yine ve yine pişmanım. Neden daha önce okumadım ki sahi? (En çok kullandığım cümleye selam olsun.)

Çok büyük şeyler bekleyerek okumaya başlamadım. Kitap hakkındaki yorumları da okumadım ama çok sevildiğini biliyordum. Instagram veya Facebook’ta her gün kesintisiz karşıma çıkıyordu. Ve neden dillerden düşmediğini yeni anladım.

Tabii ki çok iyiydi.

Kitaptan birkaç cümleyle bahsedecek olursam eğer; yaşadıklarından sonra çantasını alıp plansızca evden ayrılan bir kızın, yolda tesadüfen tanıştığı bir erkekle yaşadıklarını anlatıyor. Tesadüf… Bu kelimeyi sorgulayın, olur mu?

Hep söylüyorum, acı çeken karakterler benim ilgimi her zaman çekiyor. Ayrı bir sevip bağrıma basıyorum. Onları okurken gözlerimin dolmasından ve o cümlelerin altını çizmekten zevk alıyorum bile diyebilirim. Camryn de gayet yaralı bir karakterdi. Yaralı olmasından ziyade hayata bakış açısı o kadar mükemmeldi ki hayran bıraktı. Doğrusunu söylemem gerekirse düşüncelerimizin tıpatıp uyuştuğu çok fazla nokta vardı ve bu da Camryn’e daha fazla sempati duymamı sağladı. Pozitif ayrımcılık mı bilmiyorum ama, ben Cam'i bir başka sevdim.

Andrew. Onun hakkında ne söyleyebilirim bilmiyorum ama kitap boyunca kendisine ayılıp bayılarak vakit geçirdim. Çok kızdığım oldu, beni üzdüğü oldu, ‘Ne yapmaya çalışıyorsun sen? Cidden?’ diye sorduğum oldu, kafasına bir şaplak atmak istediğim de oldu. Ama en son dönüp baktığımda hâlâ daha ayılıp bayıldığım gerçeğini değiştiren bir durum yoktu. Andrew… Onlar nasıl mektuptu öyle be adam! Canımı yaktılar resmen. Ayrıca Eurydike & Orfeus dövmesiyle beni çıldırttı! Okuyun, sizi de çok etkileyecektir.

İkili olarak baktığımdaysa önce tatlı tatlı sırıtıyor, sonra muzipçe kafamı eğiyor, daha sonra gözlerimin dolmasına, hatta ağlamama engel olamıyor, en son da hüzünle ve içimi çekerek tebessüm ediyorum. İçinde bulunduğum durumu biraz da olsa anlayabildiniz mi? Sürekli yolculuk etmekte olan bir çift en fazla ne kadar güzel olabilirse, o kadar güzeller. Romatikse romantik, seksiyse seksi, hüzünlüyse hüzünlü, tatlıysa tatlılardı. Hof!

Kitabı okurken post-it kullanmadım ama elime alıp sayfaları çevirmeye başladığımda altı çizilmiş çok fazla alıntı, cümle, hatta paragraf görüyorum. Sanırım bir ara hızımı alamamışım ki kitabın ilk sayfasına kurguda geçen şarkıları yazmışım. Yorumun en alt kısmına da Playlist bırakacağım zaten. Her bir şarkı kurgu için oldukça anlamlı ve özel. Eh, en etkileyici yanlarından biri bu ya zaten. Sizden özel bir ricam da var, kitapta tam şarkıların geçtiği an şarkıyı açın ve dinleyin. Sözlerini anlayarak dinleyin ama. Asıl o zaman tüyleriniz ürperiyor. 

Kurgu çok lezzetliydi, tadı damağımda kaldı. Dolu dolu geçti diyebilirim. Bazı sahnelerin üzerinde daha fazla durulabilirdi diye düşünüyor olabilirim ama yine de bu gözümde bir eksi değildi. Okurken duygudan duyguya sürüklendim ve yukarıdaki tüm nedenlere bunu da eklediğimde tam puan vermiş olmaktan gocunmuyorum.

Kitabın daha başındayken bile sonundaki o şok edici gerçeği arkadaşımdan öğrenmiştim ama yine de ağlamamak elimde değildi. Size verebileceğim en büyük ipucu bu. O üzüntüye hazırlıklı olun, yeter.

Serinin devam kitabını dört gözle bekliyorum, fuarda alacağıma emin olduğum nadir kitaplardan biri de Sonsuzluğun Kıyısında. Hemen çıksın, hemen alayım, hemen okuyayım istiyorum.


Ben çok çok beğendim, tavsiye de ederim.

-Playlist-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder